Şeb-i Arus ( Düğün gecesi)
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur.
Mevlâna'nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında "Bilginlerin Sultanı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled'dir. Mevlana’nın ailesi yaklaşan Moğol istilasının sonucu olarak batıya doğru göç etmiştir. Farklı şehirlerde farklı sürelerde ikamet ettikten sonra son olarak sultan Alaaddin Keykubat’ın daveti ile Selçuklu’nun başkenti olan Konya’ya yerleşmiştir. Yerleşmelerinden bir süre sonra Mevlana’nın babası vefat etmiş yerine Mevlânâ geçmiştir.
Mevlana’nın etkileyici vaazları sonucu çevresinde bir çok insan toplanmıştır ve etkisi giderek artmıştır bunun sonucunda mevlevilik tarikatı ortaya çıkmıştır. Mevlevilik; tamamen sevgi ve hoşgörü üzerine kurulmuş bir müessesedir. Mevlâna, yaradana gönül veren, bütün dünyadaki yaratıkları yaradandan ötürü sevmeyi ve bizlere sevgiden söz etmeyi öğreten bir düşünürdür.
Mevlana’nın Tanrı’ya ulaşmada izlediği yol sufi geleneğinde olduğu gibi aşk yoludur. Aşk kavramı dini tecrübe delilin tasavvufdaki karşılığıdır. Mevlana’nın aşk anlayışında akıl ve duyular yetersizdir. Allah hakkında elde edilebilecek gerçek bilgi ilham ve keşifle mümkündür.
Mevlânâ ölümü iradi ve doğal olarak ikiye ayırır. İradi ölüm kişinin kendi isteğiyle bedenin istek ve arzularından uzaklaşmasıdır. Yani ölmeden önce ölmesidir. Çünkü dünya malına bağlılık insanın ruhen kendini geliştirmesinin ve keşfetmesinin önünde engeldir. Mevlana mesnevide bunu şu şekilde ifade etmektedir.
“Ey oğul! Bağı Çöz azat ol. Daha ne zamana kadar altın ve gümüşün esiri olacaksın.”
Mevlana’ya göre insan kendi nefsini kontrol etmede ne kadar ilerleme kat ederse ölüm onun için korkulan istenmeyen bir son olmaktan çıkar.
Mevlânâ doğal ölümü bu hayattan ayrılıp ölümün olmadığı ebedi bir hayata ulaşma olarak nitelendirmektedir. Mevlânâ için ölüm geçici bir hayattan sonsuz bir hayata dönüştür. Sonsuz hayatın başlangıcı ise kıyamet günüdür.
Mevlana’ya göre ölüm ruhun aslına dönüşü, bir kavuşma anlamına gelir. Ölüm seven ile sevilenin yani aşıkla maşukun birbirine kavuşmasıdır. Allah’a inanan, Allah’ı seven, Allah’a kavuşmak isteyen insan için ölüm kavuşmanın önündeki engeldir. Bu sebeple ölüm istenmeyen korkulan bir şey değil istenen arzulanan beklenen bir aşamadır. Ölüm hem ölümsüzlüğe hem sonsuz bir mutluluğa açılan kapıdır.
Mevlana eserlerinde bu konuyla ilgili “ ölümden temiz ruhlara huzur ve sükunet gelir. Ölüm Hakka kavuşmadır cefa etmek, kin gütmek değildir. “ der.
Bir başka dizesinde “ Ölürsem ben öldü demeyin dost aldı götürdü beni.” Şeklindeki ifadeleriyle ölümün bir kavuşma buluşma ve görüşme olduğunu belirtir. Bu yüzden Mevlana’nın bu dünyadan ayrıldığı geceye Şeb-i Arus düğün gecesi denmiştir.
Şuayip TURGUT
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder