18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Zaferi - Törehan Günlükleri

popüler yazılar

Home Top Ad

Post Top Ad

28 Şubat 2026 Cumartesi

18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Zaferi

 18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Zaferi, dünya harp tarihinin en kritik dönemeçlerinden biri olmasının yanı sıra, Türk milletinin modern tarihindeki en büyük varoluş mücadelelerinden biridir. Bu zafer, sadece askeri bir başarı değil; teknik üstünlüğün, inanç ve stratejik zekâ karşısında diz çöküşünün resmidir. Birinci Dünya Savaşı’nın seyrini en az iki yıl uzatan, Rusya’daki rejimin çöküşüne zemin hazırlayan ve Türk Kurtuluş Savaşı’nın meşalesini yakan bu muazzam savunma harekatı, "Çanakkale Geçilmez" gerçeğini tüm dünyanın hafızasına kazımıştır.


Savaşın arka planına bakıldığında, İtilaf Devletleri’nin (başta İngiltere ve Fransa) temel stratejisinin İstanbul’u ele geçirerek Osmanlı İmparatorluğu’nu savaş dışı bırakmak olduğu görülür. Dönemin deniz bakanı Winston Churchill’in "Büyük Filo" projesi, Boğaz’ın sadece deniz gücüyle geçilebileceği inancına dayanıyordu. Onlara göre Türk tabyaları eskiydi, cephane yetersizdi ve personel bitkindi. 1915 yılının başlarında Çanakkale önlerine yığılan donanma, o güne kadar bir araya getirilmiş en güçlü yüzen kaleler topluluğuydu. Ancak müttefiklerin hesaba katmadığı iki temel unsur vardı: Türk askerinin vatan savunmasındaki sarsılmaz iradesi ve Mehmet Nazmi Bey ile Yüzbaşı Hakkı Bey komutasındaki Nusret Mayın Gemisi’nin sessiz kahramanlığı.


18 Mart sabahı saat 10.30 sularında başlayan büyük taarruz, deniz savaşları tarihinin en yoğun bombardımanlarından birine sahne oldu. İngiliz ve Fransız zırhlıları, üç hat halinde Boğaz’a girerek kıyı tabyalarımızı ateş altına aldı. Queen Elizabeth, Agamemnon ve Lord Nelson gibi devasa gemiler, toplarıyla tabyalarımızı döverken, Türk topçusu da kısıtlı imkanlarla bu devlere karşılık veriyordu. İlk saatlerde müttefik filosu kağıt üzerinde üstün görünse de, öğle saatlerine doğru rüzgar tersine dönmeye başladı.


Nusret Mayın Gemisi’nin 7-8 Mart gecesi, düşmanın karanlıkta fark edemediği kıyıya paralel dökülen 26 mayını, zaferin anahtarı oldu. Saat 14.00 civarında Fransızların gururu Bouvet zırhlısı, bir mayına çarparak sadece birkaç dakika içinde yüzlerce mürettebatıyla sulara gömüldü. Bu olay, İtilaf donanmasında büyük bir panik ve moral bozukluğu yarattı. Hemen ardından Irresistible ve Ocean zırhlıları da mayınlara çarparak saf dışı kaldı. Inflexible zırhlısı ise ağır yaralar alarak çekilmek zorunda kaldı. Dünyanın en güçlü armadası, Boğaz’ın dar sularında adeta bir kapana kısılmıştı.


Bu kritik anlarda yaşanan ferdi kahramanlıklar, savaşın teknik boyutunu aşan bir boyuta ulaştı. Mecidiye Tabyası’nda tek başına kalan Seyit Onbaşı, vinci parçalanmış topun 215 kilogramlık mermisini "Ya Allah" nidasıyla sırtlayıp kundağa yerleştirerek Ocean zırhlısını vurduğunda, tarihin akışı bir kez daha değişiyordu. Seyit Onbaşı’nın bu insanüstü çabası, Türk askerinin fiziki imkansızlıklar içinde dahi neleri başarabileceğinin en somut kanıtı olarak tarihe geçmiştir.


Gün batarken İtilaf donanması, toplam gücünün üçte birini kaybederek geri çekilme kararı aldı. 18 Mart akşamı Boğaz suları, mağrur bir imparatorluk hayalinin enkazıyla doluydu. Bu zafer, sadece askeri bir savunma başarısı değil, aynı zamanda Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa’nın (Çobanlı) "Gittiler, geçemediler!" sözünde vücut bulan bir onur mücadelesiydi. Deniz harekatının başarısızlığı, müttefikleri daha kanlı geçecek olan kara savaşlarına (Gelibolu Harekatı) zorlamış, ancak orada da Yarbay Mustafa Kemal gibi dahi liderlerin komutasındaki Türk askeri geçit vermemiştir.


Çanakkale Deniz Zaferi’nin küresel sonuçları da oldukça derindir. Boğazlar kapalı kaldığı için müttefiklerinden yardım alamayan Çarlık Rusyası’nda ekonomik çöküş hızlanmış ve Bolşevik İhtilali’ne giden yol kısalmıştır. Balkan devletlerinin savaşa giriş tercihleri değişmiş ve savaşın süresi uzayarak dünya haritasının yeniden şekillenmesine neden olmuştur. Ancak en önemli sonuç Türk milleti üzerindedir. Balkan Savaşları’nın moral bozukluğunu üzerinden atan halk, Çanakkale’deki bu destansı direnişle özgüvenini geri kazanmış; bu ruh, birkaç yıl sonra başlayacak olan Milli Mücadele’nin temel taşı olmuştur.


Bugün 18 Mart, sadece bir zafer kutlaması değil, aynı zamanda Şehitleri Anma Günü’dür. Çanakkale’nin her karış toprağında; Anadolu’nun her köyünden, Rumeli’den, Kafkaslar’dan ve Ortadoğu’dan gelen binlerce vatan evladının izi vardır. Onlar, medeniyetlerin çarpıştığı bu dar geçitte, "vatan" kavramının ne demek olduğunu kanlarıyla yazmışlardır. Mehmet Akif Ersoy’un "Çanakkale Şehitlerine" şiirinde ifade ettiği gibi, bu zafer bedr’in aslanlarının kükrediği, tarihe sığmayacak kadar büyük bir şan ve şeref tablosudur.


Sonuç olarak 18 Mart 1915, emperyalist güçlerin teknik donanımına karşı, bir milletin göğsündeki iman ve bağımsızlık aşkının zaferidir. Çanakkale, Türk askerinin merhametini düşmanından bile esirgemediği bir "Centilmenler Savaşı" olduğu kadar, vatan topraklarına göz dikenlerin hüsrana uğradığı bir ibret vesikasıdır. Bu şanlı günün yıl dönümünde, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu toprakları bize vatan kılan tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi minnetle anmak, onların bıraktığı bu mukaddes mirası gelecek nesillere "Çanakkale Ruhu" ile aktarmak hepimizin en asli görevidir. Çanakkale her zaman hatırlatacaktır ki; bir millet birlik olduğunda, dünyanın en büyük güçleri dahi o iradeyi geçemez. 



Kaynakca: gemini   

HAZIRLAYAN: Zeynep Uysal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Bottom Ad