10 Kasım 1938 Atatürk’ün Vefatı - Törehan Günlükleri

popüler yazılar

Home Top Ad

Post Top Ad

28 Ekim 2025 Salı

10 Kasım 1938 Atatürk’ün Vefatı

 Mustafa Kemal Atatürk’ün Vefatı – 10 Kasım 1938  ♾️


1938 yılının son aylarına doğru, Dolmabahçe Sarayı’nın görkemli ama sessiz odalarından birinde büyük bir lider, büyük bir insan, ömrü boyunca milletine adadığı günlerin yorgunluğunu taşıyordu. Mustafa Kemal Atatürk, uzun süredir karaciğer sirozu hastalığıyla mücadele ediyordu. Bu hastalık, o yıllarda tıp biliminin çaresiz kaldığı bir rahatsızlıktı.


Atatürk, 1937’den itibaren ciddi şekilde hastalanmış, ancak buna rağmen devlet işlerini bırakmamıştı. Doktorlarının tüm ısrarlarına karşın, o her fırsatta “Milletimin işlerinden uzak kalamam.” diyordu. Ankara’daki yoğun tempolu yaşamı artık sağlığını iyice zorlayınca, doktorlarının tavsiyesiyle İstanbul’a, Dolmabahçe Sarayı’na geçmişti. Bu karar, bir bakıma onun son yolculuğunun da başlangıcı olacaktı.


Son Günler


1938 yılının yaz aylarından itibaren Atatürk’ün durumu ağırlaşmıştı. Doktorları arasında dönemin tanınmış isimleri yer alıyordu: Prof. Dr. Nihat Reşat Belger, Dr. Mim Kemal Öke, Dr. Neşet Ömer İrdelp ve yabancı doktorlardan Prof. Dr. Eppinger. Hepsi, ellerinden gelenin en iyisini yapıyor, ama hastalığın ilerlemesini durduramıyorlardı.


Atatürk, zaman zaman bilincini yitiriyor, bazen kısa süreliğine toparlanıyor, yakın dostlarına birkaç kelime söyleyebiliyordu. Bu süreçte onu yalnız bırakmayanlardan biri manevi kızı Afet İnan’dı. Sarayda bulunanlar arasında derin bir sessizlik, endişe ve çaresizlik hâkimdi.


Son günlerinde Atatürk’ün en çok dile getirdiği cümlelerden biri “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz.” sözüydü — bu, hem hekimlere hem de Türk milletine olan güveninin bir göstergesiydi.


10 Kasım 1938 – Son Nefes


O sabah, Dolmabahçe Sarayı’nda gün diğerlerinden farklı başladı. Odada bulunan doktorlar, sabaha karşı Atatürk’ün durumunun çok ağırlaştığını fark etti. Nefesi sıklaşmış, bilinci giderek kapanıyordu. Saatler ilerledikçe sessizlik büyüdü; herkesin yüreği aynı anda sıkışıyordu.


Saat 09.05’te doktorlar nabzını kontrol etti. Artık kalbi atmıyordu. Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp, başını kaldırarak tarihe geçecek o cümleyi söyledi:


> “Saat dokuzu beş geçe… Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü kaybettik.”


O anda yalnızca Dolmabahçe Sarayı değil, tüm Türkiye donup kaldı. Haber kısa sürede radyodan duyuruldu. “Atatürk’ü kaybettik.” cümlesi, bir milletin kalbinden vurulmuş gibiydi. İnsanlar sokağa döküldü, ağladı, birbirine sarıldı. Hiç kimse bu acıya inanmak istemedi.


Milletin Büyük Yas Günü


Atatürk’ün vefatının ardından Dolmabahçe Sarayı’nın büyük salonunda naaşı katafalka konuldu. Günlerce binlerce kişi saraya geldi; kimi sessizce dua etti, kimi gözyaşlarını tutamadı. Yaşlısı, genci, kadını, erkeği… Herkes o büyük liderle son kez vedalaşmak istiyordu.



16 Kasım’da yapılan törenden sonra naaşı özel bir törenle Yavuz Zırhlısı’na alınarak İzmit’e, oradan trenle Ankara’ya gönderildi. Yol boyunca binlerce insan rayların kenarında ellerinde bayraklarla bekledi. Tren geçtiğinde herkes ağlıyor, saygı duruşunda bulunuyordu.


21 Kasım 1938’de Atatürk’ün naaşı Ankara’ya ulaştı ve geçici olarak Etnografya Müzesi’ne defnedildi. 1953 yılında, Anıtkabir tamamlandığında, büyük bir devlet töreniyle ebedi istirahatgâhına taşındı.



“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”


    Gazi Mustafa Kemal Atatürk


Kaynakça : 

1. T.C. Cumhurbaşkanlığı Atatürk Araştırma Merkezi

   2. Türkiye Büyük Millet Meclisi Arşivi

3. Türk Tarih Kurumu Yayınları 

   4. Milliyet Gazetesi Arşivi

5. Hürriyet Gazetesi  Tarih Köşesi

    6. Anadolu Ajansı Arşivi (AA) 

   7. DergiPark Akademik

    8. Vikipedi – Mustafa Kemal Atatürk’ün Ölümü Maddesi 

    9. Chatcpt 

Cemre Su Kulak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Bottom Ad